17 Ocak 2011 Pazartesi

GÖRME BİÇİMLERİ


Karı kız düşürmek uğruna(yani adam olmak adına(!) ilk kez bir şey yapmaya karar veriyorum. Abartmıyorum, harbiden de bu bir ilk! Bu uğurda yapacağım; eskisine nazaran daha iyi giyinmek ya da masa üzerine koymak adına fiyakalı bir telefon -örneğin iphone- almak gibi bir şey değil. Evet, ben bu kararı aldım, adam olacağım anne, duy buradan beni! Vay canına deyin sizde, bizim Samet adam olmaya yeltenmiş. Ketılda kaynayan suyu doldurun bir bardağa; Carrefour marka poşet çayı atın içine. İleride kitap olması muhtemel yazı dizilerimden biri daha gelmekte, eee hadi hep birlikte hayırlı olsun diyelim.

Bu metin, bugüne kadar sanat sepet uğruna yuvarlanıp durduğum aralıkta, hem ne diye karı düşüremediğimin (ne diye adam olamadığımın) açık bir çözümlemesi hem de burada ara ara mevzuumuz olacak sanat sepet faaliyetlerimin, gelecekteki projelerim (karıyla ilgili olanları) üzerindeki yansımalarıyla ilgili olacak.

(Kimim Ben)(?) Bu dünyaya ne için geldim!? Ola ki olaya, bu açıdan girer ve çözümlemeye bu şekilde başlarsam, daha en başta diyebiliriz ki, bu yazının nereye gideceği ve nereye de varamayacağı belli olur. Bu tarz başlangıçların, konuyu istediğim sanatsal düsturdan oldukça uzak bir perspektife oturtacağına eminim, her iddiasına da varım, eminim yaa!

Hatta böyle bir başlangıç, nelere gebe onu da diyeyim, tam olsun! Kimim ben sorusuna yanıt bulmak kolay gibidir, ilginç bir süreçtir, ancak emin olun, öne süreceğiniz yanıtlar, büyük ihtimalle asıl cevaptan uzaktadır. En güzeli, kendinizle ilgili yanıt üretmek yerine, elinizdeki argümanları ortaya dökün, yanıtı bu argümanalrı okuyan bir ikinci göz, bir başkası üretsin. sanırım bunu dedikten sonra, kendimle ilgili olarak, hataları öne sermekle başlamalıyım işe; hadi bakalım başlıyoruz.

hımm, "elimde neler var, haydi bir bakalım" gibisinden bir triple işe girişmek, tüm dertlerimden sıyrılmamı garanti edecek; bu yeni bir şey değil, hatta yüzyıllardır böyle. Vicdanımı rahat ettirecek bir ilme, büyüye sahip böyle bir başlangıcı, olsa olsa Elif Şafak gibi bir yazar kullanırdı. Kafası karışmış, entel dantel ayaklarındaki okuyucuya bir kapı aralardı bu giriş, bir umut satardı okuyana; insanı hayata bağlayan! Ama ben yer miyim, yemem! Bu şekilde yazmaya başlarsam eğer, haliyle içten gelen bir sıcak hava dalgasının tatlı, kadifemsi kollarına kendimi bırakacak, bu ilahi düsturun beni fırtınalı karanlık sulardan, sakin bir liman ortamına götürecek ışık rolüne bürüneceğini biliyorum!

Ama işte o zaman, zaten şu halimle zar zor görmekte olduğum ve adını koymak için blok başlığının yetersiz olduğu şeyi, o şeyi, beni sanatçı kılacak o realiteyi de göremeyeceğimi biliyorum. Zira her zaman ki basmakalıp, dantel entel savsak bir çözümlemeyle yola koyulursam, yine aynı şey olacak ve daha bu yazı sona ermeden, en fiyakalısından janjanlı bir at gözlüğü, tarafıma kanatlı iyiliksever huriler tarafından ivedilikle takdim edilecek. Biliyorum!

Ve bir hikaye böyle başlar, dertsiz başa dert böyle alınır, yakında bu yazıları süt katılmış porselen bardaklara doldurulan çayları ele alıp, Hilton lobilerinde okuyacaklar, siz Carrefour sallama poşet çayla okuyan ayrıcalıklı bir kesimi oluşturuyorsuynuz. ne kadar kaçsam ve reddetsemde, bir gün bu yazıların başıma bela olacağını ve beni o jiks, elit kozmopolit hayata sokacağını biliyorum. bahtsız bedeviyim anlayanım yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder