17 Mayıs 2011 Salı

Üretmek Üzerine


Yapıp ettiğim, ürettiğim şeyler paralelinde tebrik ediyorsunuz ya beni; Durum daha da ilerlemeden, müsadenizle bir ekleme yapma telaşesindeyim. Puff, aslında pek bir memnunum durumumdan, teveccühleriniz karşısında içim bir hoş olmakta ama hayır, unutulan bir gerçeği, büyük bir erdemlilik timsali göstererek ortaya koymak, sizi bilgilendirmem gerek, bu yalana, daha fazla devam edemem, hayır!

Esasında hiç mi hiç bu açıklamayı yapmak istemiyorum, içimden bir ses ,sürekli vazgeçmemi belirten telkinlerle başımı şişiriyor şuan. "bırak anlatmayı, sus, herşey böyle kalsın, hem fena mı, ne güzel işte diyerek telkinlerine devam ediyor şuanda bile. Çemkiriyor sürekli, caydırmaya çalışıyor. Puff...

Ama daha da uzatıp, siz saygıdeğer sanat tüketicisi arkadaşlardan ya da meslektaşım zatıalilerden, gerçekleri daha fazla gizleyecek değilim. Mevzuuya bahis olunan konu, sanat adına ortaya koyduğum ve sizlerin -sağ olun var olun- şak şaklarıyla birer ürün kisvesinden kurtularak, eser-i aliye altında nihayete eren üretimlerimin, aslında kimin tarafından yapıldığıyla ilgili bir iki kelam etmek istiyorum.

Yok yahu, öyle değil siz beni yanlış anladınız, tabii onlar benim eserim, o işleri ben yaptım, hepsi benim elimden çıkma ama bi durun dinleyin hele; Benim dillendirmeye çalıştığım daha transandantal bir şey. Sizi, söz konusu işleri benim yapıp yapmadığımın tiribine sokacak, allem edip kulem ederek kendimi aklayacak da değilim. Bi dur lan! Bak şu çakala, hemen de oldubittiye getirdi, meğer böyleymiş, Vayy hınzır diyeceğiniz türden, bir çakallığın, hinliğin, cinliğin olduğu bir şey değil diyorum Gıt mısın? Dinle hele!

Bi sussan anlatacam ama yok(?) deli ettin beni...

Yaptığım ve yapacağım her şey, ama hepsi, derin bir gözlemin ürünü, sadece bunu demek istemiştim; bi söyletmedin ağız tadıyla...

Paul Klee, bir ağacın gövdesi olduğunu söyler, dal ve yapraklarımı saçar ve ahenkle sergilerim, seyre dalar insanlar işlerim karşısında der ve ekler; Dalıp baktıklarında gördükleri şey, ben yani gövdem ya da ortaya çıkardığım ürünler –dal ve yapraklar- olmamalı der.

Evet, o yapraklar ve onları tutan dallar da benim, hatta gövdemin birer uzantısı, ancak bu gördükleriniz yani benim yarattığım, ortaya koyduğum şeyler, gövdemin içinden geçip o dallara, yaprağa ulaşan enerjisi, güç, o sıvı akışı olmasa olur muydu? Klee, “Bu güç nereden gelmektedir? “ der. Gövdemle, hemen altında başlayıp kadim noktalara değin kendini salan, sonsuzluğa serpişen nice kök, bu köklerin bütününden gelerek gövdemde oluşan kolektif bellek olmasa, naçizane gövdem, tek başına dallara ilettiği, oradan da yaprakları besleyerek onlara hayat veren yaşam sıvısını nereden temin edecekti. Gözle görünür nihai ürünlerime ulaşan enerjinin kaynağı, o ürünleri oluşturan güç, doğrudan şüphesiz ki bu köklerden gelmektedir.

Bu yüzden diyeceğim o ki, yapıp ürettiğim şey ya da şeyler, şeycikler, her şeyim, varım yoğum tüm yaşamım, siz bu dünyanın insanına, alçakgönüllü bir armağan, hatırattır en fazla.

Dalların güzelliği bana ait değil, sadece içimden akarak gelen köklerin, o köklerin sahibi sizlerin güzelliğidir.

17 Ocak 2011 Pazartesi

GÖRME BİÇİMLERİ


Karı kız düşürmek uğruna(yani adam olmak adına(!) ilk kez bir şey yapmaya karar veriyorum. Abartmıyorum, harbiden de bu bir ilk! Bu uğurda yapacağım; eskisine nazaran daha iyi giyinmek ya da masa üzerine koymak adına fiyakalı bir telefon -örneğin iphone- almak gibi bir şey değil. Evet, ben bu kararı aldım, adam olacağım anne, duy buradan beni! Vay canına deyin sizde, bizim Samet adam olmaya yeltenmiş. Ketılda kaynayan suyu doldurun bir bardağa; Carrefour marka poşet çayı atın içine. İleride kitap olması muhtemel yazı dizilerimden biri daha gelmekte, eee hadi hep birlikte hayırlı olsun diyelim.

Bu metin, bugüne kadar sanat sepet uğruna yuvarlanıp durduğum aralıkta, hem ne diye karı düşüremediğimin (ne diye adam olamadığımın) açık bir çözümlemesi hem de burada ara ara mevzuumuz olacak sanat sepet faaliyetlerimin, gelecekteki projelerim (karıyla ilgili olanları) üzerindeki yansımalarıyla ilgili olacak.

(Kimim Ben)(?) Bu dünyaya ne için geldim!? Ola ki olaya, bu açıdan girer ve çözümlemeye bu şekilde başlarsam, daha en başta diyebiliriz ki, bu yazının nereye gideceği ve nereye de varamayacağı belli olur. Bu tarz başlangıçların, konuyu istediğim sanatsal düsturdan oldukça uzak bir perspektife oturtacağına eminim, her iddiasına da varım, eminim yaa!

Hatta böyle bir başlangıç, nelere gebe onu da diyeyim, tam olsun! Kimim ben sorusuna yanıt bulmak kolay gibidir, ilginç bir süreçtir, ancak emin olun, öne süreceğiniz yanıtlar, büyük ihtimalle asıl cevaptan uzaktadır. En güzeli, kendinizle ilgili yanıt üretmek yerine, elinizdeki argümanları ortaya dökün, yanıtı bu argümanalrı okuyan bir ikinci göz, bir başkası üretsin. sanırım bunu dedikten sonra, kendimle ilgili olarak, hataları öne sermekle başlamalıyım işe; hadi bakalım başlıyoruz.

hımm, "elimde neler var, haydi bir bakalım" gibisinden bir triple işe girişmek, tüm dertlerimden sıyrılmamı garanti edecek; bu yeni bir şey değil, hatta yüzyıllardır böyle. Vicdanımı rahat ettirecek bir ilme, büyüye sahip böyle bir başlangıcı, olsa olsa Elif Şafak gibi bir yazar kullanırdı. Kafası karışmış, entel dantel ayaklarındaki okuyucuya bir kapı aralardı bu giriş, bir umut satardı okuyana; insanı hayata bağlayan! Ama ben yer miyim, yemem! Bu şekilde yazmaya başlarsam eğer, haliyle içten gelen bir sıcak hava dalgasının tatlı, kadifemsi kollarına kendimi bırakacak, bu ilahi düsturun beni fırtınalı karanlık sulardan, sakin bir liman ortamına götürecek ışık rolüne bürüneceğini biliyorum!

Ama işte o zaman, zaten şu halimle zar zor görmekte olduğum ve adını koymak için blok başlığının yetersiz olduğu şeyi, o şeyi, beni sanatçı kılacak o realiteyi de göremeyeceğimi biliyorum. Zira her zaman ki basmakalıp, dantel entel savsak bir çözümlemeyle yola koyulursam, yine aynı şey olacak ve daha bu yazı sona ermeden, en fiyakalısından janjanlı bir at gözlüğü, tarafıma kanatlı iyiliksever huriler tarafından ivedilikle takdim edilecek. Biliyorum!

Ve bir hikaye böyle başlar, dertsiz başa dert böyle alınır, yakında bu yazıları süt katılmış porselen bardaklara doldurulan çayları ele alıp, Hilton lobilerinde okuyacaklar, siz Carrefour sallama poşet çayla okuyan ayrıcalıklı bir kesimi oluşturuyorsuynuz. ne kadar kaçsam ve reddetsemde, bir gün bu yazıların başıma bela olacağını ve beni o jiks, elit kozmopolit hayata sokacağını biliyorum. bahtsız bedeviyim anlayanım yok.